17 Haziran 2017 Cumartesi



Osmanlı Ramazanları oldukça canlı görsel açıdan bir festival havasında geçerdi.
Manevi yönden ise bu mübarek ayın tüm huzuru hissederek yaşanırdı. Ramazan ayının girmesiyle birlikte coşkulu bir heyecan herkesi sarardı. Çoluk çocuk, genç yaşlı, zengin fakir herkes bu mübarek ayın bereketinden feyzinden nasibini alırdı.
Narh Defteri: 
Ramazan ayının yaklaşması ile birlikte devlet tarafından bazı gıda maddelerinin fiyatları sabitlenir, böylece halkın Ramazan'da uygun fiyatla tüketim ihtiyacını karşılaması sağlanırdı. Bu fiyat düzenlemesi kayıt altına alınır ve bu kayıt usulüne narh defteri denilirdi.
Narh defteri bakkal ve satış yapan ticarethane sahiplerine imamlar tarafından iletilirdi. Devlet bu yetkiyi imamlara verirdi.
Böylelikle hali vakti yerinde olmayan ahali de ucuz fiyatla ihtiyaçlarını karşılarlardı.

Meryem ŞAHİN

15 Haziran 2017 Perşembe

Gül Yağmurları








Baştan başa nur, baştan başa sürur
Bütün kainat nurdan denizler içinde
Yaşlı bedenler bebek
Ruhlar yaşamamış yılları, terütaze
Sular zemzem, çağıl çağıl akmada
Akşamlar iftar vaktine koşmada
Gül yağmurları
Kırmızı gül yapraklarından
Melekler binit yapmış
Her bir yaprağı inerken semadan
Gül yağmurları yağar
Her akşam vakti
Her şafak zamanı
Kırmızı gül yaprakları
Melekler, melek safiyetli yürekler
Ve /duanız olmasaydı neye yarardınız? /
Hitabına müştak, duada eller
Gül yağmurları, kırmızı gül yaprakları
Arzın kutlu iftar zamanları

Meryem Şahin

14 Haziran 2017 Çarşamba

Sen Ey Nebi






Asırlar önce bir   masum doğdu
Nurdan kundak içinde
Yetimlerin en masumu, bebeklerin en nurlusu
Kainat coştu kaynaştı, semada bayram oldu
“Ümmeti ümmeti” dedi gelirken, yeryüzünün kızıl kıyametine
Güller açtı sinelerde pas tutmuşken yürekler
Ab-ı hayat fışkırdı kurumuş gözelerden
Bir müjde düştü bilinmez alemlerden
Umut olup mahlukata,dünyayı saran zulmeti boğdu
Sen ey Sevgili, ey Nebi
Sen ki; güllerin efendisi, Mekke’nin Muhammed-ül Emin’i
Sen gelince cihana, yerle bir oldu putlar
Padişahla köle artık aynı saftalar
Mutluluk arıyor gönüller şimdi, o gün de öyle idi
Mutlu idi ins-ü cin, hak ile sema
Öyle mutluluk ki zamanın adı “asr-ı saadet” idi
Kadınlar gerçekten kadın oldu, ana gibi ana
Cennetler serildi ayağının altına
Kız çocukları sormadı artık:
“Babacığım beni nereye götürüyorsun? ”
Küçük ayakları gerilemedi, hissederek yolculuğun vehametini
Anneler kınaladı kızlarını gene, kınalı kuzular gibi
Toprağa değil de erkeğine vermek için bu sefer
Babalar hıçkırıklarla kapatmak zorunda kalmadı, ellerini yüzüne
Kınalı kızlarını iterken çukurların içine.
Sen ey Rasul, ey Nebi,
Böyle bir günde geldin kainata can gibi
Ölmüş ruhlara yepyeni heyecan gibi
Ey gönüllere taht kuran Sultan
Ey sevgili; “Habibim” dedi sana Hz. Yezdan
Sen ki: “sen olmasaydın kainatı yaratmazdım” hitabına muhatap
Ümmetinin günahıyla olur sine-i pakin çak çak
Edepsiz edebiyat edebe döndü, seninle buldu can
Hubb-i Rasul ile aşkı tattı nasipdar canan.
Sen gidince ey Nebi
Biz ne yollara saptık
Açtığın yolu çalılarla kapattık, güllerini ateşe attık
Bilemedik kıymetini kadrini
Tez unuttuk ikinin ikincisi
Ali, Osman, Ömer’ini
Süslendi gözümüzde şu cife dünya
Gönlümüzde yer etti masiva
Senin yolundan gidemedik
Sana layık olmayı bilemedik
“Anam babam sana feda olsun ey Rasul” diyemedik
Hırkana sımsıkı yapışıp bekleyemedik
Sen ey Nebi
Sen ki; şefkatin meşalesiDermansız dertlerin tabibi
Sen ey; En Sevgili
Ne olur imdad eyle bize
Ne olur kaldır nikaabını bak kara yüzlerimize
Cennet yağmurları yağsın hüzün yüklü gönüllerimize
Şefaatinle şerefyab ­et
Yüzüm yok senden bunu istemeye, bilirim elbet
Cesaretim; merhametinin çokluğundandır
“Ümmetim” diye geldin “ümmetim” diye ağladığındandır
Bakma sen ne olur, aşmış isem haddimi
Yanıyor yüreğim firakınla bak, yanardağlar gibi
Nasibimiz, kadem-i mübarek’in tozu olsun yeter
Geldim kapına ya Rasul ben ki kıtmir-i esfer.

Meryem Şahin  

11 Haziran 2017 Pazar

ÖYLE GEL

Işık huzmeleri süzülsün gözlerinden

Ellerinde papatyalar
Ihlamur çiçekleri bagrımızda
Saçların altın sarısı 
Öyle gel sen bana bahar


Eteklerinde rüzgarın renkleri
Tutuşan çerağ yangınları ruhum
Susmayan bülbüller çam dallarında


....

Öyle gel bahar sen bana


Meryem ŞAHİN


8 Haziran 2017 Perşembe

Yağmurda Gizli


Çatlamış dudağına toprağın, bir sürümlük merhem

Hüseyin ağzına hasretsin bilirim
İştiyakın O’nadır…koparıp zincirlerini gökyüzünden
Esip gürleyerek koşman O’nadır.
Çocukların şarkıları sanadır…sanadır tekerlemeler
Camdan bakan hep Arap Kızı mıdır bilemem ama
Yanık gönüllere serin deryalar sende
Bitmek için kıvranan tohumun daveti sana
Altın tozuna bulanmak  için bekleyen buğdayın daveti sana
Topuklara kadar uzanacak saçların açılan elleri sana

Fuzuli’nin beyitleri sana
Dalgaların kendini taştan taşa vurması sana coşkulu davet
Ey hayatın  sebebi
Bereket tanelerinin şebnemi

Gök yarıldı yine
Yol vermede gök ehli gökten indirilene
Can bulacak tanelerinin düştüğü çorak her ne varsa

Sen ki canın muştusu
Kur’an ayetlerinde yer bulan
Ve sana hasret olanı sana bulayan


Yağmur!

Meryem ŞAHİN / 08.06.2017

Değişim ve Ramazan


Ne çok şey değişti hayatımızda. 

Ramazan ayının gelişiyle gönüllerimize yayılan sükunetin çocuk ruhlarımızı sardığı zamanlardan bu yana. Üç – dört yaşlarında var yoktum. Annem uyandırmaya kıyamaz, sahur hazırlıklarını sessizce yapmaya gayret ederdi. Akşamları uyumadan önce sahura kaldırması için anneme tembih ederdim. Sahur vakitlerinde alışık olmadığım bir sesin kulağımdaki yankısını ve küçük yüreğimde bıraktığı merak – korku karışımı etkisini bugün de hatırlıyorum. Dışarıda birisi bağırıyordu ama ne dediğini anlayamıyordum. Sanki ezan gibi minareden sesleniliyordu. Fakat annem bunun ezan olmadığını söylemişti. Ne demek olduğunu o da, babam da bilmiyordu. Yeni geldiğimiz bu mahallede yerleşmiş olan bir gelenek olduğunu sonraki günlerde öğrenmiştik. “Sallu” diye seslenen imam insanları oruç tutmaya davet ediyordu. Ben hala bir şey anlamamıştım. “Sallu” kelimesini küçücük kafamda evirip çeviriyor, bir türlü ne anlama geldiğini çözemiyordum. 
Sahur yemeği mutlaka hamur işi bir yiyecek olurdu. Ramazan yaklaşınca konu komşu, akraba kadınlar hep bir araya gelerek büyük teknelerde yoğurdukları hamurdan birkaç tahta sofrada “şebit” dedikleri yufkaları açarlar, bir iki kadın da avluya kurulan onun ateşinin üzerindeki sacta açılan yufkaları önce bir yanını, sonra diğer tarafını maharetle çevirerek pişirirdi. Toplam yufka adedini eşit şekilde paylaşarak, üst üste koydukları yufkaları tatlı bir telaşla evlerine götürüp ramazan için saklarlardı. Sahur vakti bu yufkalar hafifçe su serperek ıslatılır, arasına peynir, patates, kıyma ile hazırlanmış iç koyulur, tepsilerde fırına verilirdi. Bazı sahurlarda haşhaşlı gözlemeler, veya “hamur aşı” denilen kesme makarnalar yapılır, ama mutlaka hamur işi olurdu. Yanında hoşaf, yahut ayran eksik olmazdı. Uyanamayan var mı diye sokak kapısından dışarı bakılır, ışığı yanmayan komşuya bir koşu gidilip uyandırılırdı.
Ramazan ayında akşam vakitleri de başka olurdu çocukluğumuzda. Oruçlu olsun olmasın herkesin oruçlu olduğu izlenimine kapılırdık. Sigara tiryakileri bu alışkanlıklarından bir aylığına da olsa gündüzleri kurtulmuş olurlardı. Ezan vakti yaklaşınca şehrin caddeleri boşalır, evlerine geç kalan bir kaç kişi olursa onlar da iftara yetişmek için hızlı adımlarla yürürlerdi. Bir de çocuklar olurdu sokaklarda. “Top bekleme”ye çıkmış olan afacanlar.
Pide kuyrukları ayrı bir alemdi. Babalar henüz işten dönmemiş olduklarından biraz uzaktaki fırının yolunu biz çocuklar tutardık. Daha fırına varmadan mis gibi ramazan pidesi buram buram kokardı.Uzun kuyruktaki yaşlı dedeler bize yer verirlerdi.Biz de daha öndeki sıralara geçer, bundan da büyük sevinç duyardık.Evden ne şekilde tembihlenmişse öyle siparişi verir, fırından çıkıncaya kadar orada bekler, bol susamlı, bazen da yumurtalı çiftli özel pidelerimizi alır, ellerimiz yanmasın diye evden çokça getirdiğimiz gazete kağıtlarına sararak koşmaya başlardık. Babalarımızın sahura kalktığımız her günde iftarlık için verdiği parayla bakkal amcadan çikolata, şeker gibi genellikle şekerli iftarlıklarımızı daha sabahtan hazır eder, elimizde onlarla dolaşırdık. Büyüklerimiz “bugün tuttuğun orucu bana sat” derlerdi. Biz de “yok satmam. Ben onu sahurdan beri tutuyorum.” diye cevap verir, bir yandan da “acaba oruç satılır mı, bakkaldan yiyecek alır gibi.” diye düşünürdük.
İftar yemeklerine önce büyük olanlar başta olmak üzere akrabalar birbirini çağırır, yakınlarını ve kimsesizleri iftara almamak ayıp sayılırdı. “Bitli helva” denilen ramazan dışında üretilmeyen susamlı helva en çok tüketilen ramazan yiyeceklerinden biri idi. İftar faslından sonra biz çocukları ayrı bir heyecan sarar, teravih namazına gitmek için kız çocukları annelerinin en güzel iğne oyalı namaz başörtülerini, küçük erkek çocuklar da babalarının namaz takkelerini seçerlerdi. Bazı yaşlı teyzeler bizi camide istemez, “bu çocukların ne işi var camide, burası çocuk yeri mi? ” diye çıkışırlar, ama biz oradaki farklı ve hiçbir yerde, başka zamanlarda bulamadığımız ve ifade edemediğimiz hayatı yaşamak isteği ile ertesi akşam yine giderdik. Bazı camilerde fındıklı veya susamlı akide şekerleri dağıtılır, süslü gülabdanlarla gülsuyu ikram edilirdi. Bizi görmeden geçerlerse, yahut unutup atlarlarsa üzülür, bizi küçük görüyor diye gücenirdik. Ama büyüklerin yanında hem de camide “bana da… bana da! ” deyip yaygarayı koparmazdık. Kız çocukları teravih namazına anneleri ile gittiklerinden, anneleri olmayan kızlar komşu kadınlara emanet edilerek gönderilirdi.
Bir de sabah camileri olurdu. Bu adet yalnızca komşularla yapılırdı. Sahur vaktinde yemekler yenildikten sonra komşular toplanır, mahalledeki birinin arabasına (bu genelde bir minibüs olurdu) doluşarak şehrin merkezindeki camilere gidilirdi. Okunan mukabele dinlenir, sabah namazı topluca eda edildikten sonra hep birlikte evlerine dönerlerdi.
Ne bakkal amcalarımız kaldı şimdilerde, ne sallu diye çağıran imamlarımız, ne uyanıp uyanmadığı kontrol edilen ve edecek komşularımız, ne sahur vaktine kadar topluca yapılan ibadet veya sohbetlerimiz. Ne annelerimizin iğne oyalı namaz başörtüleri, ne başörtülerini örtebilecek ortam ve zihniyetimiz. Ne mukabele okumaya televizyondan artakalan vakitlerimiz. Ne verilemeyen şekerleri isteyemeyen edepkar çocuklarımız, ne Kuran sesine aşina kulaklarımız. Ramazan olup olmadığını anlamaktan bile mahrum vakitlerin içinde sıkışıp kalmış ruhlarımız var şimdi. Yetmeyen vakitlere sığdırmaya çalıştığımız meşgalelerimizle haddinden fazla meşguliyetimiz bir de.
Her şeye ve bütün değişimlere rağmen sımsıkı yapıştığınız oruçlarınız makbul, Ramazan-ı Şerifleriniz mübarek olsun.
Meryem Şahin

29 Nisan 2017 Cumartesi

Bir Annenin Feryadı Filmi Üzerine Birkaç Söz

Raif Cilasun'un eseri Bir Annenin Feryadı film  oldu.
Bir neslin bir solukta okuduğu duygu dolu romanlardan biri olan Bir Annenin Feryadı yıllar sonra beyazperdede gösterime girmek için gala yaptı.
Crr de gerçekleşen filmin gala gecesine çok sayıda katılımcının olması beklenen birşeydi. Hatta
salonun dolup taşacağını düşünüyordum.
Yapımcıların emeğinin yanısıra Kültür Bakanlığı da bu kültür hizmetine önemli bir meblağ koyarak katkıda bulunmuş ve destek vermişti. Bu durumda; ya filmin duyurusu gerektiği kadar iyi yapılamamıştı ya da Raif Cilasun romanlarını okuyanlar onu ve eserlerini unutmuşlardı.
Filmin konusu oldukça önemli ve maneviyat eksikliğinin nelere yol açabileceğinin gözler önüne serilmesiydi.
Fakat böylesi bir eser içerisinde amatör kareler barındırmamalıydı. Mesela başrol oyuncusu lise öğrencisi tiplemesine uygun düşmemişti. Fransaya kaçışını gerektirecek olay görünürde belli değildi.
Emine karakteri doğallıktan uzak, ezberletilmiş bir rol olarak seyircinin gözüne yansıyordu.
Yani bu kadar emek ve bu kadar destekle daha kaliteli, daha profesyonel bir film çekilebilirdi.
Yine de manevi öğretisi büyük olan bu romanı filme almış olmaları, emek verenleri takdir etmeyi gerektiriyor.
Biraz daha özenerek yaparsak herşey daha güzel olacaktır eminim.

#biranneninferyadı

Sanatalemi.net'ten ESKADER'e

Bugün Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi güzel bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Güzel olduğu kadar da önemli bir etkinlik. ESKADER Ödül Töreni.
İlkini hatırlıyorum Eskader ödül töreninin. Bayezit Devlet Kütüphanesi'nde yapılmıştı. Çiçeği burnunda bir dernek olarak büyük bir heyecan ve coşkuyla gerçekleştirilen ödül töreninin üzerinden tam 10 yıl geçmiş. Koca bir 10 yıl. Sanki daha dün gibi hatırama yansıyan kareler. 

Sanatalemi.net adında bir site yayına başlamıştı dernek kurulmadan kısa bir süre önce. Velüd ve gayretli bir yazar, gazeteci; benim de yazı ve şiirlerime yuva olan sanatalemi.net sitesiyle birçok kaleme defter olmuştu. Birçok kalem sevdalısı sitede sanaldan gerçeğe becerilerini sergilemiş, güzel eserler meydana getirmişlerdi. Sanatalemi.net; bu alanda büyük bir boşluğu doldurmuş ve kalemi dost edinenlerin önüne beyaz bir kağıt koymuştu. 
Sanaldan gerçeğe yürüyerek Eskader adı ile dernekleşen kültür hizmeti o günden bu yana önemli bir görevi (diğer çalışmalarından farklı olarak) ödül törenleriyle yürütmeye devam ediyor. 
İstanbul'un merkezinde, Anadolu'nun bağrında, köyünde kasabasında her nerede cevherini cilalamaya muktedir veya gayretli kültür insanı varsa onları adeta mücevher toplar gibi birer birer arayıp buluyor ve  Türkiye'nin kültür ortamına sunuyor. 
Kültüre meraklı gençlere yol ışığı tutmakla büyük bir kültür hizmetini, önemli bir görevi yerine getiriyor. 
Kültür, sanat, edebiyat dostlarını kaynaştırıyor. Bu filizlere bir nevi cansuyu veriyor. 
Sanatalemi.net'ten Eskader'e yürüyen yolun kaldırım taşlarını kültür yoluna ilk döşeyen yukarıda da bahsettiğim gayretli ve dakikasını boş geçirmeyen bir insan olarak tanıdığım Mehmet Nuri Yardım. 
Elbette bu hizmet bir bayrak ve onu taşıma olayıdır. Bayrak elden ele dolaşıyor ve dolaşacak. Bayrağı her devralan elinden gelen gayreti gösterecek ve bugünkü güzel etkinlikler uzun yıllar devam edecek. Şimdiki bayrak emaneti Şerif AYDEMİR'in elinde. Allah gayretlerini artırsın başarılarını daim etsin. 

#eskader

25 Mart 2017 Cumartesi

sonmansethaber.com sitesi etkinliğimize kültür sanat sayfasında böyle yer verdi. 

Meryem Şahin: Şiir Çiçekleri Gecesi
TYB İstanbul Şubesi Kültür - Sanat alanında bir ilke ev sahipliği yapıyor. Şiir sanatının geleneksel elsanatlarımızdan ahşap boyama ile birlikteliğinden oluşan “şiir sergisi” sanat alanında ilk kez yapılacak özgün bir etkinlik olacak.
http://www.sonmansethaber.com/meryem-sahin-siir-cicekleri-gecesi/16127/

dergibi.com

Meryem Şahin’den Şiir Çiçekleri Etkinliği

İstanbul Kültür – Sanat alanında bir ilke ev sahipliği yapıyor. Şiir sanatının geleneksel el sanatlarımızdan ahşap boyama ile birlikteliğinden oluşan “şiir sergisi” sanat alanında ilk kez yapılacak özgün bir etkinlik olacak.
Arş. Yazar Şair Eğitimci Meryem ŞAHİN’in eserlerinden oluşan sergi, yoğun bir program olarak kültür -sanat ve şiir severlerle buluşacak.
Etkinlikte ayrıca; şiir dinletisi, söyleşi ve kitap imzası gerçekleştirilecek.
Arş. Yazar Meryem ŞAHİN; söyleşi esnasında Taşköprü Sisler ve Kadın, Güvercin Kanatlarında Çiğ Taneleri ve Çanakkale Şehitler Antolojisi kitaplarını imzalayacak.
Usta yorumcu ve şair Ali İhsan ÖZTÜRK’ün sunumuyla yapılacak olan etkinlik 28 Mart Salı akşamı saat: 19.00 da Sultanahmet Kızlarağası Medresesi’nde gerçekleştirilecek.
Etkinlik Herkese açık ve ücretsizdir.
Adres: Kızlarağası Medresesi
Divanyolu Cad. Hoca Rüstem Sok. No: 6
Sultanahmet Tel: 0212 527 75 18- 0531 563 3950
Milli Gazete Şiir Çiçekleri Etkinliğimize yer verdi