5 Mart 2017 Pazar

Saba Makamı




gecenin ardından gülünce sabah
geceye kaçar binbir günah
yürek etse ta derinden bir kez ah
ne günah kalır bedende ne de ah-u vah

M.Ş. 06.03.2017-Saba makamı
#sabah #kadınşairler #kadınyazarlar #sabamakamı

13 Şubat 2017 Pazartesi

Kirkikindi yagmurlari yağardi
Ben ağlardim
Gök ağardı
Umut ekerdik geceleri
Çocukların yüreğinde ayçiçekleri açardı
M.S. #kadınşairler

9 Şubat 2017 Perşembe

Ve ellerim
Uzansa boşlukların ötesine
Bir kurtaran olsa
Ve seslense:
-Bebelerim!
M.S. #meryemsahin#kadınşairler

ELLERİN YOLU KISALIR BİZİM YOLLAR UZAR MI?

Yollar ne güzeldir. Kıvrılır, bükülür, uzar gider bir yerlere. Kimi zaman uzağı yakın, kimi de yakını
ırak eyler.
Nice hasretleri kavuşturur. Nice gözleri ışıldatır, Nice gönülleri ferahlatır. 
O yollara biz neler vermişizdir;  sacını tarayıp binbir ihtimamla büyüttüğümüz kızlarımızı, baba evinden beyaz gelinliği giydirip...
Al kınalı kuzularımızı şan şerefle saçını asker traşı edip...
Büyük adam olsun istediklerimizi uzak illere gitsin de okusun, diye yollayıp...
Yollar...
Hasretimizi dindirendir onlar çoğu kez.
Çoğu kez gözlerimizi yollarda kalmaktan kurtaran.
Uzun uzun yollar... Bazan da kısalan.
Köprülerle bağlanan, otoyollarla günleri saatlere deviren. 

Kütahya'nın yolları kısalacağına uzamış mı ne? 
Beş saatte gider gelirdik eskiden, İstanbul - Kütahya arasını. 

Benim yola baktıranım, hürmetli anacığım ve babacığım gözümüzü yollarda koydu da pek bi şaşırdım bu işe. Yola baka baka şimdi gelirler, şimdi gelecekler derken, saat 22,30u buldu. 15.00 te bindikleri otobüs ancak şimdi gelebildi. Sağ salim geldiklerine şükrettim elbet. Fakat 5 saat süren yol neden bu kadar fazla olmuştu?

İstanbul trafiği sandım önce. ama değilmiş! 
Meğer artık otobüsler 3. köprüyü kullanarak geliyormuş İstanbul'a. Yolun uzaması da ondanmış. Şimdi: Ellerin yolu kısalır Kütahya'nın yolu uzar mı? 
Yoksa: Köprüler yolları uzatır mı? 

Meryem ŞAHİN
2017 Şubat
#yol

3 Şubat 2017 Cuma

AYIP

Bir cemre düşerse toprağa
Donup ta yanmamak ayıp
Yeşil renk verirse yaprağa
Kızarıp ta almamak ayıp
Vurulursa arslanlar zincire
Açılıp ta kırmamak ayıp
Tüllenirse bir güzel veche
Utanıp ta açmamak ayıp
Uzanırsa bir el önüne
Ekşitip yüz dönmemek ayıp
Söz çıkarsa ağızdan bir kere
An geçince bilmemek ayıp
Gel olursa yardan ellere
Uzanıp ta tutmamak ayıp
 
Meryem Şahin

#kadınşairler #antoloji

2 Şubat 2017 Perşembe

Çocuk Ve Uçurtma



Badem ağaçları acelecidir biliriz ki.. bahar yüzünü gösterip, dudağından büyülü nefesini üfleyince hızlı bir telaş başlayıverir. Çizginin önünde sıralanmış start almayı bekleyen koşucular gibi baharın büyülü nefesini hisseden tabiat ardı ardına canlanıp gelişmeye başlar. Otlar uzun uzun uzamaya, çiçekler renklerinin en güzeli kendilerinde olsun arzusuyla, gelinlik kızlar gibi süslenmeye, karıncalar pencere önlerindeki saksılara dikilmiş siklamen çiçeklerinin diplerine iki parmak kalınlığında doluşup kaynaşarak yuva oluşturmaya başlarlar. Rüzgar her sabah kucağına aldığı bahar kokularını daha geniş alana yaymak için eser durmadan.
Ağaçların çiçeklenmesi ayrı bir bahardır baharın içinde bana göre. Pembe çiçekli dallar, beyaz gelinlik giymiş gibi duran ağaçlar, mor yağmurlar oluşturan erguvanlar, onlar da yarışın bir ucundan tutup koştururlar. Fakat eriklerle badem ağaçları bahardan yaza koşma yarışında ipi en önce göğüsleyen meyve ağaçları olur hep. Çiçekleri önce küçük pıtırcıklara dönüşür, sonra eriklerin içinde bademlerin kine, bademlerin de eriklerinkine zıt olarak dışında sert kısımlar oluşur. Hoş kokulu beyaz tül kadar narin yaprakları olan çiçeklerden nasıl bu kadar sert tatsız oluşum meydana geldiği bazen merakımızı canlandırır, bazen da şaşkınlığımızı konuşturur.
Bir de baharda uçurtma uçurur çocuklar. Uçurtmaların uzun iplerini bir çubuğun gövdesine dolayıp salıverirler gökyüzüne.. onu özgürlüğüne kavuşturur, kendisi de iradesi altındaki bir mahkumu özgürlüğüne kavuşturan yetkin bir kişidir artık. Özgürlük bahşetmenin kıvancını yaşar, ruhunu uçurtmanın varlığına yapıştırıp, ulaşılmaz alanlarda keşiflere çıkar, özgürlüğün tadını tadar. Gökyüzünde kuyruğunu kımıldatarak süzülen uçurtma rüzgarın ters bir tokadıyla badem ağaçlarının dallarına takılır. Çocuk kurtarmak için asılır, sallanan dallar erkenci olduğu için meyvelenmiş çiçeklerini döker pıtır pıtır..
Çocuk ikilemde kalır, taze bademleri mi toplayıp yemeli, yoksa ağaç dallarına dolanmış olan uçurtmasını mı kurtarmalıdır?
Sonunda karar verir, uçurtma onun en sevdiği oyuncağıdır, elinde olmasını ister, onun için mücadele vermesi gerektiğini düşünür, aynı zamanda kendi özgürlüğü de uçurtmada takılıdır çünkü. Birkaç dalın kırılması, yaprakların yolunması uçurtmanın tekrar ele geçip, özgürlüğe kavuşturulmasını sağlayabilir. Uçurtma çocuk için çok şey demektir. Badem ağaçları her zaman çiçeklerini bademlere çevirebilir. Çocuk onlardan ileriki zamanlarda yiyebilir. Fakat uçurtma öylemi ya? Yenisini yapsa olur mu? Evet yeni bir uçurtmaya daha sahip olacağı doğrudur fakat..İlk uçurduğu uçurtmayla birlikte gökyüzünün uçsuz bucaksız derinliğine yükselen çocuk ruhu dallarda takılı kalır.
Kurtarmalıdır onu…
 
Meryem Şahin
#çocuk #antoloji.com

1 Şubat 2017 Çarşamba

Bir Şem'a ki Yanan

Kemiklerden kurulu bir çatı
Üstüne iliştirilmiş etler
Kırmızı olsun rengi esmer belki beyaz ne fark eder?
Kusursuz olsun görüntüsü taşbebek misali
Kuş kafesi altındanmış… peh!

Dinle bak! Duyar mısın acep ses?
Yağmur mudur gözyaşı, seller mi?
Akar akar durmadan
Kaybolup gider, düştükçe yangın üstüne
Gül kokulu sular çağıldar derinlerde
Sökülmüşse yerinden kazınarak
Yırtılıp parçalanarak billur yapraklı lale.

Metin kaledir gördüğün önünde
Hem de yanılmışlığın resmi
Bak iyi bak eğil bir de
Bülbül müdür öten, gül müdür kokan ya da lale?
Bir şem’a ki yanan kırmızı gülden feryad-ü nale.

Kemikler çatırdamakta, seslerini ben duyarım
Etler dökülmekte lime lime
Dökülüşünü ben görmekteyim
Bak sen gördüğün karşındaki muhteşem resme
Gül geç gördüğün
Görüp te kandığın hayale.

Bir matkap gibi dağları delen burgu
Dağların saklandığı etten kemikten yurdu
Yağmur damlaları suçiçeği mikrobu.

Kaçış olsun
Yağmursuz beldelere
İplik iplik uzanan
Sonun düğümlendiği yere.
 
Meryem Şahin
#http://www.antoloji.com/bir-sem-a-ki-yanan-siiri/ #sonunbirötesi

26 Ocak 2017 Perşembe

İstanbul'da Kar Sarıkamış'ta Bahar



Kar yağıyor İstanbul’da! Gecelerin karanlığını pırıltılı bir aydınlığa bürüyor düşen kar kristalleri. Nasıl da sessiz, içten, bir beyaz ağıt gibi her biri. Hüzünlü bir yalnızlığa gömülür gibi masumca düşüyor… düşüyor…

İstanbul’da kar! .. Oldukça romantik sıcak evlerinde pencereden seyredenler için…hele kartopu oynamaya can atan afacanların keyfine ne demeli? Her bir parlak kristal uçuşarak inişinde tarif edilmez esrarlı duyguları içimize serpiştirmede.

Ama ben İstanbul’dan çok uzaklara gidiyorum bu sessiz sedasız inen beyazlıklara takılıp. Kartanelerinin kara toprağa her inişinde maziye dönüyor yüzüm.
Yağan karın donmuş kesimlerinde buzlaşan kaygan zeminde kayarcasına. Maziye yürüyorum.. Ellerim üşüyor, yüzüm üşüyor, yüreğim üşüyor… üşüyor…

Şanlı Türk Askeri geliyor gözlerimin önüne. Atalarım geliyor. Kar altında yazlık kıyafetler içinde hedefe yürüyen…Elleri silah kabzalarına yapışmış, gözleri buz kesmiş, “Vatan Kutsal” demiş gencecik yiğitler… Kanım kaynıyor birden, damarımda kaynayıp coşuyor…coşuyor…

Kartaneleri düşmeye devam ediyor İstanbul’da…ağaçlara, evlerin çatılarına, ormanların efsunlu görkemine, çocukların düşlerine, gençlerin aşklarına… kimbilir ne hisleri taşıyor gizemli alemlerden yağdığı her gönüle? Pırıl pırıl kristal parçacıkları beni alıp götürüyor, kilometreler ötesine, zamanın gerisine… Sarıkamış’ta Allahüekber dağlarına…ruhumu bedenimden söküp cephane gibi taşıyor…taşıyor…

Ve bir efsane yaşıyor Allahüekber dağlarında! .. Kara yenik düşmüş ama imanı ve azmini, Vatan sevgisini abideleştirmiş Sarıkamış Şehitleri’nin efsanesi! Yürü denilip yürüyen, şehadete çağrılıp koşarak giden, bembeyaz kar taneciklerinin romantizmini hissedemeyen…Ama insan olmanın en ulvi mertebesine ulaşabilen geçmişten geleceğe ilelebet devam edecek bir kutlu millet…Ve ölmenin emredildiği, ölerek dirilmenin cevherini kavramış Mehmet! Yaşıyor…yaşıyor…

Gelincikler açıyor şimdi karlarda. Kardelenler misali, şehitlerin kanından beslenen kırmızı gelincikler. Bahar aylarında sanırız onların açışını bizler. Oysa her bahar ve her kar gelinciklerin daha da kızardığına şahit olur gören gözler.

Kar yağıyor İstanbul’da…Kartanecikleri götürüyor bizi uzaklara…Orada bir millet yaşıyor… Bakın dikkatle; her biri kırmızı gelincik olmuş açıyor… Sarıkamış Şehitleri Allahüekber Dağları’nda nöbette…her biri kardelen olmuş, gelincik olmuş açıyor…açıyor.
 
Meryem Şahin

25 Ocak 2017 Çarşamba




bir şiir saldım geceye
bir güneş avuçladım
bir elimde buz
ve...
bir şiir saldım geceye
Meryem ŞAHİN - Ocak 2017
(Eylül Akşamında Bir Kadın)

24 Ocak 2017 Salı

Balmumundan Bir Yürek

Balmumundan bir yürek
Şekilden şekle girdi
Gökyüzünde bir yıldız belirdi
Işığı belli belirsiz titrek
Her şeyi altüst edip devirdi

Bilmem ki ne demek gerek
Bir bilge pirdi
Sihirli değneğini değdirdi
Tebessüm edip gülerek
Yılları tutup geriye çevirdi
 
Meryem Şahin
#şiir 

Balmumundan Bir Yürek Şiiri Hakkında;
alaaddin uygun: yüreğine sağlık,,,kutlarımmmm
2 person liked.
0 person did not like.
Ramazan Gökçe: Keşke o sihirli değnek yıları geri çevirebilse Meryem hanım,,çok anlamlı bir şiir başarılarının devamını diliyorum,,
1 person liked.
1 person did not like.
Necla Özkan: Balmumundan bir yürek Şekilden şekle girdi Gökyüzünde bir yıldız belirdi Işığı belli belirsiz titrek Her şeyi altüst edip devirdi çok güzel olmuş meryem hm yüregine saglık 
2 person liked.
0 person did not like.
cavoca& Cihat Solmaz: Merhaba Çok güzel bir şiirdi Cahit Zarifoğlu ile bir bağınız var mı? merak ettim
2 person liked.
0 person did not like.
Orhan Ateş: balmumu şekilden şekle elbet girer ama unutulmamalıki bal mumu sıcakta eriyip gider. yüreğindeki sıcaklığın hiç erimemesi dileğiyle tbrikler Orhan ATEŞ 
2 person liked.
0 person did not like.
 
 

20 Ocak 2017 Cuma


Bir İstanbul Masalı

Bir İstanbul Masalı


bir İstanbul masalı bu İstanbul gecelerinde
balık kokan akşamlar, ellerin ceplerinde
ıslak kaldırımlardan yürürken yol boyu
yudumla istanbulu demli çay gibi koyu

İstanbul… hazin öyküler kenti
Aşkların mekanı, aşıkların sermesti
Bir kızıl sevda olur da dolanır başında
Füsunkar şarkıdır söylenen her köşe başında

Günün kızıl rengini dolamış ta boynuna
Aheste yürüyen dilberdir gecelerin koynuna
Taze sevdalar dillenir her sabah, her akşam
Ah İstanbul! . Sana nasıl kavuşsam?
Meryem Şahin

Rahmetli Burhanettin AKDAĞ'ın şiirim hakkındaki yorumunu okuyunca içim burkuldu. buraya da koymak istedim. Allah rahmet eylesin. İyi bir şairi kaybettik. 
Bir İstanbul Masalı Şiiri Hakkında;
*Burhanettin Akdağ*-siyah+beyaz: Günün kızıl rengini dolamış ta boynuna Aheste yürüyen dilberdir gecelerin koynuna Taze sevdalar dillenir her sabah, her akşam Ah İstanbul! . Sana nasıl kavuşsam? İstanbul benim de büyük ve bitmeyecek aşkımdır. İstanbul'a şiir yazan her şair gözümde ve gönlümde ayrı bir yer bulur her zaman. Tebrikler yüreğinize. Selamlar ve saygılar.
1 person liked.
0 person did not like.
Erdal_İrfan-Kral_Sergin-: Belki de adına en çok şiir yazılan kent'tir İstanbul. Ve bir güzel şiir daha eklendi. tbr